ahmed's profileahmeds...Güzellikler Rab...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir..."Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
İslamiyet hakkında ingilizce liste...
|
hatemül enbiya&alemlere rahmet...
Public folders ![]() antik hasankeyf batman_.beyazsu mardin_.veysel karani_.Tillo__
![]() Bıtlıs Nurs koyu & Tatvan & Nemrut krater golu seyahatımız
![]() dua,secde,namaz ve acziyetle Rabbi Rahime yakaran resimler__
![]() dünyanın asıl yedi harikası ve diğerleri__
![]() Esmadan_.sevgiliden__
![]() gül kokulu levhalar__
![]() hayvanlar aleminden kareler__
![]() ordan,burdan,her daldan__
![]() paylaşmak güzeldir
![]() slayt
![]() sosyal sorumluluk ve çevre...çölleşme...kuraklık...küresel ısınma...
![]() Şükür büyük nimet_.Nimete şükür gerek_.ve hayattan bir kaç kare__
![]() tefekkür manzaraları__
![]() uzakdoğu seyahatimizden_.Bangkok,Pattaya ve Singapur__
![]() yurdum cennet, biz zerre__
![]() zamanın donar gibi olduğu anlar__
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
February 03 “Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.”...
Kürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi. Öyle bir bakıyordu ki herkes onun kendisiyle göz göze geldiğini hissediyordu. Uzun uzun seyretti. Kalabalığın üzerine çökmüş bir yeis, bir ümitsizlik gördü. Oysa o ümidini hiç bir zaman yitirmeyenlerdendi. Kelimeleri tek tek seçerek, ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
“Zaman durmadan deveran ediyor, dönüyor. Gündüzler geceleri takip ediyor. Geceler gündüzlerin arkasından süratle geçiyor. Ve zaman müstakim bir hat gibi gitmiyor. Bugün birilerine bayram yarın başkalarına bayram. Bugün birilerine sevinç yarın başkalarına sevinç. Bugün derenin dibinde emekleyenler yarın zirvelerde gezmeye namzet. Zaman kurak ve çorak olabilir, ama bu zamanın bağrına ekilen cennetlerden daha kutsi gözyaşları yarını cennetlere çevirecektir.” “Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” Bediüzzaman Said Nursi Hz. January 25 ...Sen de yeter ki onu an ,çünkü İnşallah derse yakaran inşa eder Yaradan...İNŞALLAH DESE YAKARAN, İNŞA EDER YARADAN
“...Birileri buna izin vermedi Meryem Betül Yıldırım January 21 Âlemde herşey helâk olup dururken, güzel de çirkin de yok olacakken, bâkî bir âlemle, el-Bâkî olan Rab ile irtibatı bulunmayan şeylerin ne kıymeti vardır?...Helaktan Korkar insan
January 16 "İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."Hayat bir imtihandır.
Dünya mektebinin ebedî muallimi Hz. Muhammed'dir (sav). O'nu tanımayan, sevmeyen, Sünnet-i Seniyye'sine uymayan, îman diplomasını sağlam elde edemez! Herkes Allah Resülü'nü dinleyip O'na itaat etmeye muhtaçtır. Bu imtihan salonu olan dünyaya gelen herkes Kur'ân'ı okuyacak, O muallim-i ekberi dinleyecek, O'nun hakîkî varisleri olan âlimlerden bilmediklerini sorup öğrenecek, geçer not almaya çalışacaktır. Emrimize verilen, hizmetimize sunulan herşey imtihanda faydalanacağımız birer malzemedir. Mal, mülk, çoluk, çocuk, varlık, yokluk, güzellik, çirkinlik hep imtihan içindir. Bu hakikate işaret eden Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurur: "Va'lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitneh." Yâni: "Biliniz ki, mallarınız da, evlâtlarınız da ancak birer imtihandır." "İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahat ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaretle ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gönderilmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür," "İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder." Her iki hayatın levazımatı Mâlikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat insan o levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu fânî hayata sarfediyor. Halbuki ömür sermayesinden en az onda birini dünya hayatına, onda dokuzunu sonsuz hayata sarfetmek gerektir. Aldanmakta fayda yoktur. "Dünya madem fânîdir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Halân ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem '"Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs'ahâ' sınınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır. ![]() ![]() Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın. Âhiretini dünyaya feda etmesin. Hayat-ı ebediyyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın. Mâlâyânî şeylerle ömrünü telef etmesin. Kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin. Selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin." Aziz mü'minler! "Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı îman ile hayatlandınnız ve ferâizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz." Unutmayınız ki: Hayatı veren Allah'tır ve hayatı rızıkla idame eden de O'dur ve levazımat-ı hayatı ihzar eden yine O'dur ve hayatın âlî gayeleri O'na aittir ve mühim neticeleri O'na bakar. Yüzde 99 meyvesi O'nundur. İnsan vazifesini istikametle yaparsa bu fânî hayatta bakî bir hayatı kazanır. Zira kâinatın ruhu, nuru, mâyesi, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatın hayatı da dindir, îmandır. Din bir imtihandır. "Ticaret ve memuriyet için mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâl'ine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîm'lerine kavuşacaklar. Yâni: Esbap dağdağasından ve vasıtaların karanlık perdelerinden kurtulup Rabb-i Rahîm'lerine makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes kendi Hâlık'ı ve Mâbud'u ve Rabb'i ve Seyyid'i ve Mâlik'i kim olduğunu bilecek ve bulacaklar." İnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş fikirleri ve ebedî saadetlerinin nevilerine yayılmış arzulan gösterir ki: Bu insan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir, bir diyar-ı gurbettir. Ve âhiretine bir bekleme salonudur. Ey insan! Senin iktidarın kısa, bekan az... Yâni burada az duracaksın! Hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdud ve herşeyin fânîdir. Öyleyse şu kısa, fânî Ömrünü fânî şeylere sarfetme ki fânî olmasın! Bakî şeylere sarfet ki bakî kalsın! "Ayâ bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan ebede meb'ustur ve saâdet-i ebedîyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek! Ya taltif veya tokat yiyecek!" Fahr-i Cihan Efendimiz îkaz ediyor "Her kul hangi amel, iş ve hayat üzere ölürse o amel üzerine dirilir." Veyahut, "Yaşadığınız gibi ölür, öldüğünüz gibi dirilir, haşrolursunuz!" Rabbim cümlemizi hayat imtihanında muvaffak eylesin, âmin. Sorularlaİslamiyet.com
January 09 Bir gün gelecek ölüm kapımızı çalacak, o kapımızı çalmadan biz kapımızı aralayalım ölüme, ölmeden ölmeyi tadalım ki, hüsrana uğramayalım son perdede… BİR GÜN GELECEK…
![]() Bir gün gelecek, bu avlular seni de ağırlayacak. Kimliğini sormadan, varlığına, servetine, şanına ve şöhretine bakmadan. Velhasıl ayrım gayrım yapmadan buyur edecek seni, kim bilir belki bir öğlenin kavuruculuğunda, belki de bir ikindinin mahcup kızıllığında. Ve ya yağmurla kuşanmış bir vaktin sırılsıklamlığında ya da ayaz bir günün donduruculuğunda. An, mekân, varlığın anlamlarını kaybettiği yolculuğun en koyu sularında…
Bir gün gelecek, sormak istediklerin dilinde mühür olup kalacak, kelamı lisanın başka dillerde varlık bulacak. Sen lal olup susarken, sana mihmandarlık yapan bir ses, o hüzün yüklü avluda yankılanacak. Helalliğini istemeye bile belki de vaktin olmayacak… Bir gün gelecek, sessizliğin çığlıklarından uzaklaşamayacaksın. Acizliğin dikenli bir tel gibi dolanacak ayaklarına. Gözlerin kapalı olsa da, hiç bu kadar derinlikleri görmemiş olacaksın. Seni uğurlamaya gelenlerin belki de yarısını tanımayacaksın. Haykıracaksın suskun feryadınla yanı başındakilere;”sakın geç kalmayan, söz sizdeyken bilin kıymetini, vakit son saniyesini vurmadan, siz her an ölümle süsleyin saliselerinizi, ama ne olur, ne olur son nefese saklamayın tövbelerinizi, pişmanlıklarınızı ve helalliklerinizi…” kim bilir belki duyulur çaresiz feryatların, kim bilir belki de musalla taşında emanet kalır, bir diğer yolcuya kadar nasihatlerin… Bir gün gelecek, duruşundaki ifade böylesine ibret verici olmayacak. Suskunluğun kimi yüreklere unutulanları haykıracak, kimilerinde ise anlık bir hüzzam dokunuşu bırakacak. Belki de şu soğuk taştaki fani bedenin, dünyalık icraatların süslediği ömür cümlende artık, bir nefes alma virgülü değil, son nefesinde bittiğini beyan eden nokta olacak… Bir gün gelecek, sevgini anlatmaya kifayetsiz bulunan kelimelerin anlatamadıklarını, iki damla gözyaşı, bir adet karanfil anlatacak. Gidişin ya çok sessiz ve sedasız olacak ve yahut izdihama dönüşmüş bir kalabalığın alkış seslerinde kaybolacak. Ya ismin yılın bir günü, ya da sevenlerinin ismini verdiği yeni doğan bir bebeğin ömrü kadar anılacak… Bir gün gelecek, avluda boylu boyunca uzanmış bedenin, yanı başındaki çınarın dalından ayrılan sararmış yaprağı daha bir iyi anlayacak ve dönülmez ufuklarda ona yoldaşlık edecek, kubbeler arasından saklanmış mevsim kuşlarının melodileriyle süslediği veda türküsüne, sessizce eşlik edeceksin… Velhasıl o bir gün gelecek, kim bilir belki bugün, belki yarının tan ağarışında, önemli olan geleceği muhakkak olan güne ne kadar hazır olduğumuz, ne kadar o sahnenin tozunu yutmaya hevesli olduğumuz ve ne kadar dönülmesi imkânsız yolculukların gözü pek seyyahı olduğumuz… Bir gün gelecek ölüm kapımızı çalacak, o kapımızı çalmadan biz kapımızı aralayalım ölüme, ölmeden ölmeyi tadalım ki, hüsrana uğramayalım son perdede… Ilknur Doğanay Hammadesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde,'bundan ne güzel müslüman olur' demeli ve tüm yüreğinle hidayeti için dua etmelisin... ![]() çok değerli gönül dostlarım konuk defterimiz bir süre kapalı olacak,blog yazılarını ve listeleri okumak adına hemde o güzelim yazıların kıymetinin anlaşılması istifade edilmesi adına bir süre kapalı kalması daha iyi olur kanaatindeyim.ve yorum eklemek sadece konuk defterine eklemekle de sınırlı değil,blog yazılarını okuyup onlar hakkında ekleyeceğiniz bir iki satır yazı bile o resimli yorumlardan çok daha makbuldür...ve dostlar her zaman aklınızda bulunsun dünya ahirzamanı yaşıyor siz siz olun bencilleşmeyin ne yaparsanız beklentisiz yapmaya Allah rızası için yapmaya gayret edin ve ahdinize ahidlerinize vefa edin...hoşça bakın zatlarınıza baki selamlar sevgiler dua ile...aciz ahmed Rabbimiz buyuruyor: "Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat Suresi, 6)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|