ahmed 的个人资料ahmeds...Güzellikler Rab...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


12月27日

Gönüllerde kopacak bir “Hu” fırtınası kum tanelerini zalimlerin gözüne sokacak güçtedir…

Gazzeler gazel olmasın

GAZZE GAZEL oluyorken gazel okumak, Beyrut batıyorken sadece bağırmak neyi kurtarır? İnsanlığın nefsi İsrail insaniyeti katlederken susmak, ne büyük bir sorumsuzluk, ne büyük bir acı, ne büyük bir katliam…Eliyle, diliyle müdahale edememek veya etmemek, kalbiyle buğz edememek veya etmemek vicdanların buzlaşması demek…

Buzlaşmış vicdan üzerine hangi insani değeri inşa edebilirsiniz? Binalar yükseltebilirsiniz fakat insaniyeti yüceltemezsiniz. Vahşi hayvanların bile korktuğu zulmü işleyenler, kalplerini yiyen aç kurtlar olabilir ancak. İnsanlığın son deminde insanlık sürünüyor… Şırıngalanmış dünyevileşme zehirinden, sefahat sersemliğinden ayağa kalkamıyor.. Film seyreder gibi savaş seyrediyor veya haberleri de film zannediyor.

Nasıl olsa uzak diyarlar! Nemelazım duvarından atlayıp öteye geçemiyor. Bilmiyor ki o duvar bir gün yıkılacak da altında kalacak. Zulme karşı sukut, insanlığın sukut-u hayali... Ayıkken uyur gezerler zulüm tokadıyla mı uyanacak?

Adam sıraya koymuş pataklaya pataklaya geliyor, dünyanın gözü önünde koca bir millete sokak çocuklarının ağzıyla küfrediyor. Gizlemiyor artık kendini, aleni geliyor…Deccalizmin yeni versiyonu sinemalarda! Dünya kupasından hemen sonra… Toplaşmış kafalar, sefahate düşmüş duygular, şüpheler düşüncelere üşüşmüşken tam zamanı… Belki insanlığı köle yapabilirim artık!

İkiz kuleleri yıkmakla saati işletmeye başladılar… Şu anda saat tıkır tıkır işliyor…Yakım, yıkım, kan, gözyaşı…

Biz bu hale nasıl düştük? Ehadis-i şerifede gelmiş ki: “Ahir zamanda Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev’i beşeri herc ü merc eder ve koca Alem-i İslamı esaret altına alır.”

Çare? “Ey ehli iman! Zillet içinde esaret altına girmek istemezseniz , aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı- innemal mü’minine ıhvatün- kal’a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu muhafaza edebilirsiniz .” ( Yirmi İkinci Mektup, Beşinci Vecih )

Hal de belli, çare de… Belli olmayan bizim belirsiz tutumlarımız ve tutarsızlıklarımız…İçte olan büyük cihadı küçümsemiz… Küçük işler, basit hevesler, tamah, tembellik ve tenperverlik…

Nefis esaretinden tam kurtulamamak, kalp ülkesini keşfedememek…Kainatın oyun ve oyuncak olsun diye yaratılmadığını unutmak… Kendini bulan arif olamamak…

Temizlenmiş bir kalbin akılla uhuvvetiyle vücut hanesinde muhabbeti hakikatle tesis etmek… Aile fertleri arasında hürmet ve muhabbetin iyice yerleşmesi… Komşuluğun kardeşliğe dönüşmesi… Mahalle ve şehir dairelerinde açılımın devam ederek memleket ve Alem-i İslama uzanması, insanlığı kuşatması…

En önemlisi de hizmet dava eden cemaatlerin kendi içinde ve diğerleriyle olan münasebetlerinde muhabbeti azami düzeye çıkarmak….

Herkesin yapabileceği iş var ve herkes işini iyi yapacak… Yokluğu razı değilsek varlık için çalışacağız.

Gazel okunacak zaman değil, yüreksiz gayretler bir işe yaramıyor…Gönüllerde kopacak bir “Hu” fırtınası kum tanelerini zalimlerin gözüne sokacak güçtedir…Kumsallarda gönül eğlendirmekle olmaz bu işler.

Ya Hayy Ya Kayyum Ya Kahhar Ya Cebbar…Yeryüzündeki Müslüman kardeşlerimizi zalimlerin şerrinden muhafaza eyle… Eman ver bize, emniyet diliyoruz Ya Selam… Kusurlarımız bağışla, hidayete erdirdiklerinden eyle Ya Rahman… Hastalarımıza şifa ver Ya Şafi…Borçlulara eda ihsan eyle Ya Kefil… Dertlere deva ver Ya Rahman ü Rahim…Kendine kul etme şerefiyle yücelt bizi Ya Allah…

Şeytani nefis füzeleri ıskalayarak üzerimizden geçsin de ebedi Gazzelerimiz gazel olmasın Ya Rabbi…

İzzetin, Celalin, Azametin, Kibriya’n hürmetine istiyoruz Ey Haluku Külli Şey, zira istemeyi sen verdin bize, vermek istemeseydin istemek vermezdin.

Hüseyin EREN

12月22日

"Sabır" Diyeceksin Yine Sabır...

SABRET GÖNÜL

En Masumane Tavırlarına Gaddarca Yaklaşanlar Olacak Belki.
İçindeki Çocuk Hafife Alınacak...

Anlatmak İstediklerin Değil Anlaşılmamış Yanların Konuşulacak.
"Olsun" Diyeceksin,Yüzündeki Gülümsemeyi Kaybetmeden.
Yine de Hüsnü Zan Edeceksin.

Allah İçin Söylediğini Yine Allah İçin Olduğu Yerde Bırakacaksın.
Yaradanı Alıp Yüreğine,Sırtını Dayayıp Tevhidin Çınarına Akibeti Ukbada Düşüneceksin.

Ve Kalbin Şöyle Bir Hafifleyecek,Damarlarına Giden İyimserlik Yolunu Tıkamadığından...

Üzülüp Acı Çektiğinde Çileni Hafife Alanlar Olacak Belki...

Öyle Bir Yanacak Ki İçin Kimseye Anlatamayacaksın.

Günlerce Ağlayacaksın...

Sonra En Yakınındaki , En Yüreğindeki Vuracak Hislerini....

Canım Dediğin Dönecek Sırtını.

Bir "Ah!" Çekeceksin Ve Arkanı Döndüğünde Kimse Kalmamış Olacak.

"Sabır" Diyeceksin Yine Sabır.

Eyüplerin Torunluğuna Yakışır Sabır...

"Bugün Allah İçin Ne Yaptın" Sorusu Geldiği An Kulağına ,
Vereceği Cevabı Bulamayanların Tedirginliği Değil En Zor İmtihanını Başarıyla Vermiş Öğrencilerin Rahatlığı Olacak Ruhunda.

Başını Yastığa Koymadan "Elhamdülillah" Diyecek ,Rüyanda Cennetten Kesitler Göreceksin Belki....

Ve Sabaha Erdiğinde ,Avucunda Tuttuğun Tesbih Tanesi Yine "Ya Sabır" La Başlayacak...

Uzat Ellerini Ve Bekle.
Sabırla Bekle Gönül...

En Geç Surun Sesi Duyulduğunda , Tutacak Ellerinden O gönüllere sığmayan en Sevgili.....

tutacak alemin yaratılış sebebi Allahın Resulü...Pes Etme Sabret Gönül...

Asıl Sahibini Düşün Sabret...

Başını Sonunu Kestiremediğin Olaylarda Bile Sabret...

Pes Etme Sabret Gönül... alıntıdır
12月21日

“ Yemin olsun asra, muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak iman eden, güzel işler yapan ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden müstesna” (Asr Suresi) ...

Dünyevileşmeye direnmek

DÜNYA DÜNYEVİLEŞMEYE dönüyor… Değerler devriliyor, dinamikler düşüyor, dirençler gevşiyor… Boş vermişliğin boşluğunda içsiz savrulmalar yaşanıyor, sorgulamasız ve sorumsuz nefesler gelip geçiyor, esir edilmiş sadırlardan…

Şaha kalmış dünya duygular, yere çakılmış ulvi hisler… İçler içilmiş, özler yutulmuş, uyutulmuşluğun derin deminde… Gafletin derin uykusunda gördüğü rüyayı intibah diye yoran Naimlerin görüntüsü ve gürültüsüyle doluyor zırhsız zihinler, savunmasız duygular…

Sığ suların kokuşmuşluğu misk diye sunuluyor kristal kavanozlarda… Camla elmas karışık satılıyor silik pazarın tezgâhlarında… Hikmet öksüz, sevgi yetim kalmış sahte sahiplenmelerin terk edilmişliğinde… Fertçilikte fanilik fazilet, benlikte boğulma dirilme addedildi “Ad” laşan, “Semud” çehreli, Firavun kafalı, Nemrut suratlı asırda…

İnsan hüsranda; kopan ihtiyaç rüzgârlarında çaresiz, gemini koparan nefis peşinde sürüklenmekten muzdarip… Sanki sarsar esen, sanki sular sokakları şehirleri doldurmuş önüne kattığını sürüklüyor… Koşuşturma ve kaçış var, nereye gideceğini kime sığınacağını bilmeden, aranan Nuh’un gemisi…

 

Her köşe kuşatılmış, bütün yollar tutulmuş; zihinler zembereğini yitirmiş, kalpler kurak, bedenler yanıyor, ruhlar üşüyor…

Aşina yüzler yabancı, yalancı yarlar yürekleri yaralıyor… “An” da akan zevklerin peşinde koşmaktan tükeniyor sonsuzluk sermayesi ömür… Tükeniş yücelme, bitiş büyüklenme gösteriliyor cüceliğin uzun gölgesinde…

Yavan dünya doyurmuyor, açlığı arttırıyor… Dönüşü hep yalana, yanlışa değil; esmaya ve sonsuzluğa bakan iki yönü daha var… O yönüyle ukbaya uçuran bir Burak dünya… Yönü ve yüreğini bu yöne çevirenler esaretten kurtulanlar… Yokluk ve sonsuzluğu, geçmiş ve geleceği, çekirdek ile meyveyi “An” da buluşturup yaşayanlar; anlık zevklere aldanmayan, deni dünyaya dalmayanlar…

Aldanış dirilişi öldürüyor, rahat zevki, huzuru rahatsız ediyor… Ekşi ayran, zehirli bal aşikâre satılırken susmak değil, “Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır”ı haykıra bilmek…

Havai fişeklerin yıldızları gizlemesi gibi, hevai hislerin ulvi duyguları örtmesini görebilmek ve gösterebilmek… Her yer ve yönden fani dünya çağırırken “ben sende fena buldum” diyebilmek ve kalben kaçabilmek… Zırva zevkleri terk ederek, kalbin zümrüt tepelerine çıkabilmek… Faniliğin altında gizli beka mührünü okuyabilmek… Suri güzelliklerle gülünmeyeceğini bilebilmek… Geçicilikte oyalanmaktan vazgeçebilmek; dünyayı ahirete tercih etmemek, camı elmasa değişmemek.

Değişime dönen dünyada değişmeyen, asırlar akan zaman ırmağında ilk ve son damla;

“ Yemin olsun asra, muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak iman eden, güzel işler yapan ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden müstesna” (Asr Suresi)

Dünyevileşmeye direncimizi arttırmak için bu sureyi ne kadar okumalı okutmalı, yaşamalı yaşatmalıyız?

Hüseyin EREN

12月20日

...Sonsuz bir esaret, sonsuz bir kaybedişten koru Rabbim...

Ötelere özlem

BİR FANUSUN içinde gibiyim, fanusun camdan duvarlarına dokunuyorum, dışına, ötesine ulaşabilmek için. Cam duvar içeriden boyalı, dışarıyı göstermiyor, ama dışarısı olduğunu biliyorum. Bir yolu olmalı dışarıya çıkmanın, en azından dışarıyı görmenin, seyretmenin bir yolu olmalı diye düşünüyorum.

Seziyorum, hissediyorum; herşey bu fanusden ibaret değil, olmamalı. Yoksa fanus ve içindekiler tamamen anlamsızlaşacak. İçerisi varsa, dışarısı da vardır diyorum. Hep burada kalmaktan, hiç bu duvarları aşamamaktan korkuyorum. Ürperiyorum, ya hiç çıkamazsam, burada bitirirsem ömrümü!

Bir sihirli söze mi ihtiyacım var? Nedir beni bu esaretten, hep bu dışarıyı gizleyen duvarları sıvazlamaktan kurtaracak? Var mı bir bir noktası bu duvarın, bir açığı, bir deliği arkaya geçit veren? Yoksa her noktasından bir geçit var da ben mi göremiyorum?

Dışarısının içerisine nispetle çok farklı olduğunu hissediyorum. Bir kurtuluş gibi geliyor dışarısı, bir özgürlük. Kelebeğe kozasının dışı ne ise o. Çıksam uçacağım, bütün varlıklarla barışacağım gibi geliyor.

Bir melodi, bir ses ötelerden, duvarın arkasından duyar gibi oluyorum. Annemin duası gibi saf, ninni gibi içten, ezan gibi asil ve muştulu bir ses geliyor, ve kesiliyor. Sürekli duyabilsem diye kulaklarımı dayıyorum, başımı bastırıyorum.

Ümitsizleniyorum, yere çömeliyorum, bir nasip meselesi diyorum. Mahrum olmaktan korkuyorum. Ümitleniyorum, kalkıyorum, emekliyorum. Eğer varsa dışarısı, vardır bir yolu diyorum. Arasam diyorum, istesem O’ndan, istesem binlerce, milyonlarca yoldan birini bana nasip et diye.

Rabbim bana etrafımda çevrili duvarları aşmayı nasip et, bir yol ver. Beni bu fanusten çıkartan bir sebep, bir vesile... Bitmeden nefeslerim, tükenmeden saniyelerim.

Yokluk ise, bütün bütün bir kayıp ise uzak kalmak ötelerden, “Sen”i tanıyamamaksa, kaynar sularda yanmak ise kozanın içinde kalmak gibi... Bir yol ver yâ Rabbi! Bir yol, dışarıya doğru kanat çırptıran bir yol, bir çıkış ver. Sonsuz bir esaret, sonsuz bir kaybedişten koru.

Âmîn

Abdurrahman BULUT

12月12日

...Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik. Zorluklardan asla çekinmeyecektik...

NEFİS MUHASEBESİ


İnanç ve etik anlayışımızın iç dünyamız, tutum ve davranışlarımıza nasıl yansıdığıyla ilgili nefsimizle yaptığımız bir muhasebemiz oldu mu şimdiye kadar?

Hani inanç ilkelerini, doğru bildiklerimizi önceliklerimizin başına koyacaktık. Hani ne pahasına olursa olsun inançlarımızdan asla taviz vermeyecektik. Allaha olan imanımızın gereği olarak her şeyde bir hikmet arayacaktık. Dünyaya çok geniş bir bakış açısı olan iman penceresinden bakacaktık. Ne olursa olsun baktığımız her şeyin arkasındaki gizli eli görmeye çalışacaktık. Zerrelerden galaksilere kadar her şeyin bir kader ölçüsü içinde hareket ettiğinin ve bu nedenle de olağan üstü durumlarda dehşete kapılmamıza gerek olmadığının şuuruna varacaktık. Öte alemle ilgili işlerimizi, dünya işlerimize tercih edecektik. dünya geçicidir gerçeğini tutum ve davranışlarımıza yansıtacaktık. Sönük kafa fenerimizi değil de dünyamızın güneşi olan Resulullahı(asm) rehber edinecektik. Her asırda huzur ve barışın yalnız ve yalnız Onun kutlu mesajında olduğuna inanacaktık. Reslullahın saadet asrındaki eğitimi sayesinde öyle cılız toplumdan nasıl sevgi medeniyeti filizlendiğini, kıyametin kopmasına kadar da bütün asırları ışıtan sevgi kahramanlarının nasıl yetiştiği ise ilgimizin odağı olacaktı. Reslullah (asm)ı sevmeyi Allahı sevmenin bir gereği kabul edecektik. Sevgiyi hayatımıza sokacaktık. Her şeye sevgiyle yaklaşacaktık. Ölümü hayatımızın bir parçası kabul edecektik, hatta onu sevecektik. Zor anlarımızda yalnız ve yalnız Allaha sığınacaktık, başka hiçbir şeyden korkmayacaktık. Musibetlerin karşısında sabredecektik. Allah en büyük dayanağımız olduktan sonra olumsuz şeylerden telaşa düşmeyecektik yılmayacaktık. Haksız hiçbir baskıdan korkup bildiğimiz doğrudan şaşmayacaktık. Özgür olacaktık. Özgür olduğumuz kadar, her saniye ve her an kontrol altında tutulduğumuzun şuurunda olacaktık.

Asla yalan söylemeyecektik. Aldatmayacaktık, aldanmayacaktık. Bir adım sonra ölüm bile olsa ne birini ne de bir toplumu yanılmayacaktık. Her zaman doğrunun yanında olacaktık. En yakınımız bile olsa asla haksızdan yana tavır koymayacaktık. Eşit muameleyi ilke haline getirecektik. Hak ve hukuka saygılı olacaktık kusuru başkasında değil nefsimizde arayacaktık. Kardeşimizin kusurunu görmezlikten gelip ayıplarını örtecektik. Kardeşimizi şerefte, makamda, ilgide ve hatta maddi çıkarda nefsimize tercih edecektik. Her canlının rızkı Allahın taahhüdü altında olduğuna göre, geçim darlığından telaşa düşmeyecektik. Alçak gönüllü olacaktık, insanlara tepeden bakmayacaktık. Düşkünlere yardım edecektik.

Tutuculuğa hiç yer vermeyecektik. Başkalarına toleranslı olacaktık. Kendi düşüncelerimizle övünmeyecek, başkasının fikrini yermeyecektik. Hangi meşrebe sahip olursa olsun herkese kapımızı açacaktık. Davamızı başkasını tenkite alet etmeyecektik. Kardeşimizin yaptığı güzel işleri alkışlayacaktık. Özellikle iman davasına sarılmışlarla müfritne irtibat içinde bulunacaktık. Huzur bozucu ve yararsız kıskançlığa kendimizi kaptırmayacaktık. Yaptığımızı Allah için yapacaktık. Kuds davayı omuzlamada başkalarının yardımından son derece memnun olacaktık. Yalnız kendi meşrebimizi hak bilmeyecektik. Başkalarının görüşlerine de saygılı olacaktık haykırılan her hakikati her zeminde alkışlayacaktık. Başkalarıyla tartışmaya girmeyecektik. İstenildiğinde fikrimizi açık açık söylemekten çekinmeyecektik. Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik. Zorluklardan asla çekinmeyecektik. Yaptığımız kusurlardan içten utanacaktık. Günahlardan tövbeye sarılacaktık.

Ve yarınları kurmaya bütün ümidimizle hazır olacaktık.

Cemil Karakullukçu

12月2日

...Kendi iktidarınıza değil, o Muktedirin iktidarına itimat edin...

Hasbıhâl..

 
untitled0ab345bc74ade51f2dbae082508eb8835e010365b6f7a330652341eb8cfb7666

“ZAMAN DEĞİŞTİ!” demeyin ne olur, zaman değişse de zamanın gerçekleri değişmedi, değişmiyor. “Artık eskisi gibi değilim, değiştim...” de demeyin, siz değişseniz de sizde tecelli eden renkler değişmedi, değişmiyor, ya da sizin tasarrufunuzdan azade değişimler okunuyor hayatınızın sayfalarında, kah rahmetin engin rengine boyanıyor hayatınız, kah celalin hakim olduğu safhalarda seyrediyor...

“İmkanlar dahilinde..” de demeyin. Zira imkanlar kendi imkanlarıyla sonuçlara kavuşmuyor. Dünü bugüne kavuşturan kudretin hakimiyetinde herşey! Hiçbirşey kendiliğinden yarına, kendi (!) yarınına ulaşmıyor.

“Artık bitti!” yi hiç söylemeyin. Hiçbir şey bitmiyor, bir olay diğerini takip ediyor, bitmeksizin evrilerek devam ediyor. Zihninize kazınıyor olaylar, kalbinize yazılıyor ve siz görünüşte değişmeseniz de, o olaydan sonraki tepkileriniz, tepkilerinizden beslenen hayalleriniz değişiyor.

12b4cbc809035b904df0dc9e41adac648b02ecb1ce212d3b9c2010e057ce6701GetAttachment

“Gidenler geri gelmez!” mi dersiniz? İşte, gelenlerin gidenlere kavuşacağı günler geliyor. Herşey ve her olay gidip o meydandaki havuza akıyor. Gidenler geri gelmese de, gelenlerle o meydanda buluşuyor. Geçti ve gitti dediğiniz herşeyi orada hazır, Rabbinizi nazır ve kendinizi huzurda muntazır buluyorsunuz.

“Bu hatalardan sonra mağfirete mecal mi bulunur” derseniz; böyle denildiği sürece mağfiret kapısı açılmaz derim. Zira O’nun katında sözü gecen Yakup aleyhisselam gibi biri, haddi aşan evlatlarına “Rabbinizin rahmetinden ümidinizi kesmeyin, O’nun rahmetinden ancak kafirler ümit keser!” buyuruyor. İşte Rahman’ın kelamı “O Zatına rahmeti yazdı” yı, “Ey haddi aşan kullarım, Bana —Rahim olan Rabbinize— dönün!” fermanını ilan ediyor.

“Bir çiçekle bahar olmaz!” mı dersiniz? Geçmişin sayfalarına isimlerini yazdıranlara dikkat edin, onlar da bir zamanlar kış ortasında birer çiçektiler, bahar kuvvetinde çiçekler oldular, kendilerinden sonraki zemini ve zamanı çiçeklerle donattılar, onlar da sizin gibi topraktan ve sudan yaratılmışlardı, kendinize itimadınız yoksa da, Rabbinize itimat edin! Birer bahar kuvvetinde çiçekler olmak için dua edin ve ahdedin, her bahar ilk açan bir çiçekle başlar, açan ilk çiçeğin siz olmayacağınızdan emin olmayın, ömrünüzün son anı olduğunu dahi zannetseniz, hak bir kelam söyleyin, siz o baharı göremeseniz de, uzattığınız o ipe tuttunarak sizin adınıza baharlar gelmesi için dualar edecek yürekler bulunur, onlar için zeminler hazırlayın...

“Böyle gelmiş, böyle gider!” denilirse, nerede Ad ve Semud kavmi, nerede Firavunlar ve Nemrutlar, ekmeğin karneyle verildiği zamanlar... Şimdi de Nemrutlar ve Firavunlar var derseniz eğer, onların da bir devri ve zamanı vardır, gözetleyin, yarın açılacak sayfalar için kalbinizi açık tutun, baharların ardından kışları getiren, kışların ardından baharlar halketmeye muktedirdir. Kendi iktidarınıza değil, o Muktedirin iktidarına itimat edin...

Mahvoldum, bittim diyenler için: O ölmedi, hala dipdiri ve hala seni gözetiyor...

Salih ÖZAYTÜRK

608248247_cfc5b709418d65f761fb882567bbbaf613c7abe993aynur