ahmed 的个人资料ahmeds...Güzellikler Rab...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir..."Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
İslamiyet hakkında ingilizce liste...
|
hatemül enbiya&alemlere rahmet...
公共文件夹 ![]() antik hasankeyf batman_.beyazsu mardin_.veysel karani_.Tillo__
![]() Bıtlıs Nurs koyu & Tatvan & Nemrut krater golu seyahatımız
![]() dua,secde,namaz ve acziyetle Rabbi Rahime yakaran resimler__
![]() dünyanın asıl yedi harikası ve diğerleri__
![]() Esmadan_.sevgiliden__
![]() gül kokulu levhalar__
![]() hayvanlar aleminden kareler__
![]() ordan,burdan,her daldan__
![]() paylaşmak güzeldir
![]() slayt
![]() sosyal sorumluluk ve çevre...çölleşme...kuraklık...küresel ısınma...
![]() Şükür büyük nimet_.Nimete şükür gerek_.ve hayattan bir kaç kare__
![]() tefekkür manzaraları__
![]() uzakdoğu seyahatimizden_.Bangkok,Pattaya ve Singapur__
![]() yurdum cennet, biz zerre__
![]() zamanın donar gibi olduğu anlar__
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
11月18日 ...Yalnızlık, gariplik yolunun kutlu yolcuları tükenmemişti. Bu, ilâhî bir kanundu. Mahşere kadar ne bu kutlu yolculuk bitecek; ne de bu kutlu yolcuların çilesi tükenecekti...Gariplere Müjdeler Olsun
Önce O'nun nuru yaratıldı. Sonra insan...
İnsan Âdem'di; Âdem ise kainatın lugâtı... Yaradan meleklerine emir verdi. Âdem (as) bu ulu fermandan sonra, cennet kadehleriyle hayat şarabını içti yudum yudum. Yaratıldığında yapayalnızdı... Başını kaldırdı, cennetin kapısında gözlerini kamaştıran nuru gördü. Oluk oluk ışık aktı gözlerinden kalbine... Sordu Rabbi'ne Âdem (as): 'Ya Rabbi bu nur nedir?' Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nurudur ki, O'nun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed'dir. Eğer O olmasaydı, Seni yaratmazdım! Nur, O'nun nuruydu; Habibi'nin nuru. Anladı Âdem (as), anladı ve tasdik etti. Kâinat ağacının çekirdeği de O'ydu, meyvesi de; başı da O'ydu, sonu da... Aradan asırlar geçti. İnsanlar Âdem (as)'den sonra gönderilen bütün peygamberlerin getirdiği hakikatı unutmuş, yanlış yollara sapmıştı. Dünya'nın sevgiye acıktığı bir zamanda, Mekke'den bir güneş doğdu. Bütün ham meyveler bu güneşle olgunluğa erecekti. Kâinat heyecanlıydı. Yıldızlar kıpır kıpır. Toprağın sinesi küt küt atıyordu... Bir pazartesi gecesi doğumların en kutlusu vuku buldu. Bütün gök ehli secdeye kapandı... Gariplik bir tohumdu ve Yaradan onu insanların özüne yerleştirdi. Bu tohumda aşkının tadını gizledi. O önce dostlarını halktan ayırdı, garip bıraktı, sonra onların gönüllerini baştan sona kendisiyle doldurdu. O'nunla dolup taşan âşıklar; tahkiki imana ulaştı ve kâinata meydan okudu. Aşkın neşvesiyle kendinden geçenler için, 'Sath-ı arz bir mescid oldu; Mekke bir mihrab, Medine bir minber ...' Allah (cc) Rasulünü gariplerine imam kıldı. Gariplik, insanın kendini keşfettiği, yaradılışın sırlarına erdiği ilâhî bir dergâhtı. Bu dergâhın sâlikleri, ölümün öldürülemeyeceği gerçeğini anlayarak insanlığı bu durumdan haberdâr ettiler. Şeytanın desiselerine karşı, Yüce Dîvan'a dayanıp: 'Sus! Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.' hakikatini neşrederek bekaya erdiler. Gariplik, yüreğe Hakk'ı yerleştiren, kulu Hakk'a bağlayan uhrevî bir zincir, vuslat arzusuyla kavrulan gönülleri Rableriyle buluşturan şifalı bir iksirdir. Vefa, sadakat, sabır hep gariplik dergâhında kemale erdi. Gariplik; kalbi, masivadan temizlemenin, benlikten geçmenin, nefsi tanımanın reçetesidir. 'Sen çık aradan hanesini sahibine ver. ![]() ![]() Bî şek gelir Allah evine sen savulunca.' mısralarında ifade edilen kalb hanesini gerçek sahibine teslim etmenin tâ kendisidir gariplik. Gönüllere dikilecek fidanların çimlenme mekânıydı o. Sevginin beşiği, kırık gönüllerin yoldaşı, en mahrem sırların nigehbânıdır gariplik. En büyük garip, Allah Rasulü (sas)'ydü. O'nun bütün hayatı gariplikle geçti. Doğduğunda babası yoktu, daha büyümeden annesi de göçüp gitti. O da peygamberler gibi yapayalnız kaldı. Yalnızlığında oturdu sonsuzluk tahtına. Gök ehlinden Hz. Cebrail, yer ehlinden Hz. Ebubekir'le dost olmadan önce Hira yalnızlık mektebinde çile çekti. Aynı zamanda cahiliyenin günahlarından incinen mübarek ruhları, bu yalnızlıkta inşirah buldu. Garip Nebi, ashabına önce sevmeyi öğretti. Rabb'inden aldığı dersle insana saygı duymayı, müsamahayı tahsil ettirdi. Çürümeye yüz tutmuş insan tohumu, O'nun Rabbanî ikliminde yeniden çatladı, filiz verdi. Vahyin bereketiyle neşv ü nema buldu. Sevdi ashabını, sevginin mahalli olan kalb ayna olunca yansıdı muhataplarına, ashabı da O'nu ve getirdiği her şeyi sevdi. Dünya dönmeye başladığından beri böyle sevda görmemişti. Çünkü O; kalblerin habibi, akılların muallimi, nefislerin terbiyecisi, ruhların sultanıydı. Dostlarına garipliğin sırlarını anlattı Yüce Nebi. Bu yola çıkmanın ve bu yolda kazanmanın şartının; anadan, yârdan, evlâttan, maldan, candan geçmek olduğunu öğretti. Ashab-ı Kiram da dostlarından ve vatanlarından ayrıldılar; garip kalmayı, Efendileri gibi Âlemlerin Sultanı'na sığınmayı tercih ettiler . Hakk'ın rızasına vasıl olmak için; dünyanın aldatıcılığından firar edip, Rablerine sığındılar. Dünyanın dört tarafına yüce hakikati böyle ulaştırdılar. Bazıları Ebu Zer (ra) gibi yalnız yaşadılar, yalnız vefat ettiler. Aradan asırlar geçti. Dünya O'nun ve ashabının âşıklarıyla can buldu. Âşıkları da Efendileri gibi yapayalnızdı. Bu yalnızlıkla kemale erdiler. Nur-u Muhammedî'nin aşkıyla eşyanın hakikatine erdiler. Var olan bütün mahlûkatı ülfet perdesinden kurtarıp gözler önüne serdiler. Eşya yırtıldı, ülfet sıyrıldı. Alış-verişlerde güller alındı, güller satıldı; gülden teraziler kuruldu. Sultanlar ve hükümdârlar bile kulluklarını unutmadı; hakikat karşısında bel kırdı, el-pençe divan durdu. Hâl böyle olunca her şey; taş, toprak, deniz, dağ.. bütün mevcudat, O'nun getirdiği aşk ile ayrı bir mânâ kazandı. Toprak kutsaldı başak da; başak kutsaldı, buğday da; buğday kutsaldı, ekmek de... Yapraklar dil oldu, diller Rablerinin zikriyle cezbeye durdu. Her şey pencere oldu... Bütün pencereler Hakk'a açıldı. Kâinat aynasında Rabbi'nin tecellilerini temaşa eden insan, kâinatı avucuna aldı. Yıldızlar sırdaş, bulutlar yoldaş oldu. Mevlânâ, Şems'ten sonraki yalnızlığının ateşiyle pişirdi Mesnevisini. Yunus, yalnızlığında yoğurdu gönüllerin hamurunu. Geylani Hazretleri küçük bir çocukken yalnız çıktı yolculuğuna. Daha nice gönül dostu yalnızlıkla erdi menzile. Aradan asırlar geçti. Gül renkli kitaplar Barla dağlarında yalnızlığın doruğunda kaleme alındı. Katran ağacı, Gelincik Dağı, Eğirdir Gölü şahitti bu yalnızlığa. 'Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir.' diyen Bediüzzaman, dünyadaki yalnızlığından başka ölümünden sonraki yalnızlığını da ilân etmişti. Ve şimdi meçhul bir diyarda talebelerinin hasret dolu fatihalarıyla yapayalnız yatıyor. Aradan yıllar geçti. Yalnızlık, gariplik yolunun kutlu yolcuları tükenmemişti. Bu, ilâhî bir kanundu. Mahşere kadar ne bu kutlu yolculuk bitecek; ne de bu kutlu yolcuların çilesi tükenecekti. Yalnızlık ve gariplik Allah dostlarının kaderiydi. Hak yolunun yalnızlarına biri daha eklenmişti. Bir gün yalnızlığın gönüllü talibi olmuş Hak dostu, çok uzaklara gitmiş; sevenlerine, ötelere nazar eden bir çift yaşlı göz hayali bırakmıştı. Yalnızlığı öğretmişti sevenlerine, neden yalnız kalınması gerektiğini... Kürsüden, hep sevmeyi, yaşatmak için yaşamayı, gerekirse Hubeyb (ra) gibi bu yolda feda olmayı öğretmişti. Tomurcukları kırağı vurmasın diye uykuyu bölüp, yapayalnız dua etmeyi, halktan uzaklaşıp gecelerin yalnız saatlerinde seccademizi ıslatmayı da öğretmişti. Tende çürüyüp yok olma yerine, canda ve özde derinleşmeyi, ruhumuzun ilhamlarını başka gönüllere boşaltmayı, Hak'tan kopmadan halkın içinde kendi yalnızlığımızda daima muhasebe içinde olmayı da öğretmişti. Başlangıçtan bu yana bütün güzellikler gariplerin sırtında yükseliyordu. Gariplere müjdeler olsun! Nurgül ÖZCAN
11月13日 Mevsim sonbahar; şimdi terhis zamanı.. Hangi daldaki hangi yaprak daha önce düşecek toprağın kucağına kimse bilemez.Bir gün bizler de gideceğiz sonsuz vuslat için son(bir) baharda. Gecelerin ardından Gecelerin ardından gündüzlerin gelmesi gibi...Sonbahar ya da Son(bir) Bahar
![]() Daha yeni alışmaya başlamıştık. Derken yaz günleri de alıp başını gitti, başka diyarlara… Hiç beklemediğimiz bir anda geliverdi sonbahar. Hazırlıksız yakaladı bizi.
Şimdilerde tatlı bir telaş var tabiatta. Ufka doğru uzanan dağların beti benzi solmakta. Rüzgârlar keskin ve sert. Deniz kokuları getirmekte boğazdan. Gözlerimiz o rengârenk çiçekleri aramaya başladı bile. Her gün eskittiğimiz sokaklarda erguvanlara hasretimiz arttı. O ruhumuzu okşayan, bize hüznü fısıldayan erguvanlara… Bir ömrün baharında işte sonbahar. Gördüğümüz her şey kızıl renklere bürünmüş bir tabloyu andırıyor. Yahya Kemal’in dediği gibi ‘Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ’. Yurdundan yuvasından ayrılmış gibi ana kucağı dallardan düşen yapraklar. Biraz dikkat kesilsek sessiz çığlıklarını duyar gibi oluruz yaprakların. Kimsesiz çocuklar gibi kalakalmışlardır sokak ortasında… Ateş düşmüş gibidir titreyen yüreğimize. Her bir yaprak ilk ve son defa sonbaharını yaşıyor. Bir bozkır yalnızlığı vardır bu demde. Hüzünlüdür sonbahar… Dışarıda sonbahar ve içimizde son (bir)baharı düşleyen yüreğimiz. Bu hazan şöleninde ruhumuz sükûtu örerken şöyle denize nazır bir yerden tefekküre dalmak isteriz. Bir eylül seherinde ya da akşamın alacakaranlığında gözlerimize takılan ne varsa alır götürür bizi uzaklara… Ömür sonsuza akıp duran bir nehir.. Çoğu kez hicran çoğu kez hasrettir hazana teslim günler. Yüreğimizi sarsar ansızın gelen yalnızlıklar. Avare düşlerimiz ışığını arar. Biraz da ihtiyarlığı hatırlatır bizlere sonbahar. Bazen hafif hafif çiseleyen yağmurlara eşlik eder gözlerimiz. İnkisara uğrayan hayallerimizi düşünürüz. Düşünür de visal iklimine yol almaya çalışırız. Bugünler de geçecek. Bunca hazırlık son (bir) baharda açacak çiçeklerin resmigeçidi için. Der demez ücretini peşin almışçasına kalbimizde üns esintileri esmeye başlar. Sükûn ah evet sükûn… Serviliklerde, yolda, evde, sükûn her yerde. Tıpkı mevsimler gibi bir gün ömrün de sonbaharı geliverir. İnsan kuruyan ağaçları gördükçe bir bir hatırlar geçmiş zamanlardaki sonbaharlarını. Bir defne dalı olur yeşil renkli ve canlı kalmak ister ruhumuz. Gençlik yıllarında esen meltemler yerini çoktan poyrazlara bırakmıştır. Hazanla düşen yapraklara daha yakın hissederiz kendimizi. Tıpkı ağaçlar gibi yalnızlığı yaşarız en derin biçimde. Işık huzmeleri ruhumuza hiç uğramamışsa ecel terleri döktürür bizlere Nedense gönül hep son(bir) baharı yaşamak ister. Huzurlu bir hayat, rengarenk güzellikler, kuş cıvıltıları, ırmak çağıltıları.. Fakat yoktur artık taze bir bahardaki koyun-kuzu meleyişleri, o temaşasına doyulmayan manzaralar.. Artık her ses inleyen bir nağme. Her manzara bir hüzün bestesi.. Bir an için şair gibi ‘Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz / Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç’ akıldan geçse de yüreği şahlananlar sonbahar mı dinler? Hem bize de ne oluyor ki sonbahardan şikayet edelim?... Kışta gelip zemini hazır edenlerin ahdine vefasızlık olmaz mı? Öyle diyordu “asrın beyin yapıcısı” soylu bir katran ağacının üzerinden Cennet-asa bir baharı müjdelerken. Mevsim sonbahar; şimdi terhis zamanı.. Hangi daldaki hangi yaprak daha önce düşecek toprağın kucağına kimse bilemez. Belki de hep beklemekteler toprağa vuslat anını. Bir gün bizler de gideceğiz sonsuz vuslat için son(bir) baharda. Gecelerin ardından gündüzlerin gelmesi gibi.. Hafif bir rüzgar bizi de ayıracak bedenimizden. Umurunda mı olacak sanki dünyanın. Olsun varsın. Ümit yıldızları sönmedikçe kurur mu yapraklarımız. Çekilir yol verirler son(bir) bahara.. Şimdilerde her sonbaharda yepyeni ve ter ü taze son( bir) bahara ne çok ihtiyacımız olduğunu bir kez daha hatırlarız. Ne çok muhtacız ömrün son demlerinde zülüflerini taradığımız gecelere.. ümitle tüllenen ufuklara.. ve yepyeni son(bir) bahara.. 11月4日 ...Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme.Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu...Kimselere Diyemedim...Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin. Senai Demirci 10月28日 Lâl edilmiş çığlıklarımızın arifesinde haykırmalardayım.Şükür ki kapsama alanını aşacak yankılarım.Hadi kesin sesimi!Susturun içimdeki susmayan beni...
haykırıyorum: o halde susturun (!) Asra yemin olsun ki,
en çok kendime zulmettim!
Asra yemin olsun ki,
kinim en çok kendime!..
Asra kasem olsun ki,
İsyanım kendimedir!
Asra yemin olsun ki,
Aldanış üstüne aldanışlardayım!
Asra yemin olsun ki,
Haddi aşan hatalardayım.
Asra yemin olsun ki,
İnsanlık ziyanda. . .
10月23日 ...Anne sevgisi, Eş sevgisi, Kardeş sevgisi, Evlat sevgisi, Sevgili sevgisi, Allah dostlarına duyulan sevgi, hepsi birdir.. Hepsi tek pınardan beslenir...Çünkü SEVGİ tektir...AŞK TEKTİR...!!!
![]() ![]() Yaratıcının en mükemmel tasarımıyım ben. İnsanım ! Ve en mükemmel şekilde tasarlandım. "Ben gizli bir hazineydim, istedim ki bilineyim" diyerek yarattığı âlemlerin en sevgilisi Muhammed'in nuru aşk-ı ile yaratılan kâinatın malıyım. Yani büyük bir aşkın ürünüyüm. Aşk çocuğuyum ben.. Âşık olmak ve kâinata sevgimi sunmak üzere programlandım Yaratıcım tarafından. Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır... O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, Fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükût kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapımdadır, içeri girmek için davet bekler benden. Ben aşkı bilsem de O'nun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan O dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, O istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana.. Aslında aynada O'dur, Sevgide O'dur, Aşk da O'dur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır.. "İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım " der. Sır nedir?... Aslında kâinattaki en büyük sır "AŞK" tır. Sev der, çok sev ama en çok beni sev.. Sevdirir birleştirmez, Gösterir yaklaştırmaz, Özletir hasret bırakır, Âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı ÂŞK olmaz. Yan der, çıra gibi yan ama tutuşma der. Tutuşacaksan sadece benim için tutuş. Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey O'nu arayıştır aslında.. O'nu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat. ![]() ![]() Her şeye rağmen AŞK tektir. Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz, Ne güzel, Ne ulaşılmazdır onların ışığı. Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını. Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır. Gaye-i ışıktır güneş, Vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar. Vesile-i AŞK tır insan, Gaye-i AŞK tır Allah Ve perde-i AŞK tır insanı sevmek. İnsanla perdeler kendini hasret bırakır özletir göstermez. AŞK-ı dünyevidir insan ve AŞK-ı uhrevidir Allah. O kulunun kalbine nazar etmeye görsün, Kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur. O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine. Sevgilinin zatında aslında kendi nurudur görünen. Seven O'nu sever, Arayan O'nu arar, İsteyen O'nu ister, Özleyen O'nu özler. Peşinden koştuğumuz da O, Kavuşmak istediğimizde O, Sarılmak istediğimizde O dur.. AŞK; tekdir.. Aslında en büyük lütûftur bu, Kulunun kalbine koyduğu kor ateş. "Her göz etmez fark, İşitmez her kulak, Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN Canı görmek için izin yok ki bil ki sen Bir ateştir, yel değildir ney sesi; Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi " der Mevlana.. İşte yana yana gelir kul ona. Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir. Aslında Mecnun'a Leyla'dan tecelli eden de onun aşkının nurudur. Ama o kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç? Kulunu kullanır, önce kulunda hissettirir zatını, Gönlüne lezzet tat verir. Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur, Bülbüllerin sesini dinletir, Şakayıkların renklerini gösterir, Fark ettirir hayatı, Aldığı soluğu hissettirir. Sonsuz sevgi pınarından su içirir. Sevmeyi böyle öğretir kuluna. Sevince, İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara. Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder. Aşık artık maşuğunun peşinden koşar, her yerde onu arar. Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyha'lar, Ferhatlar Şirirnler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler. Anne sevgisi, Eş sevgisi, Kardeş sevgisi, Evlat sevgisi, Sevgili sevgisi, Allah dostlarına duyulan sevgi, hepsi birdir.. Hepsi tek pınardan beslenir. Çünkü SEVGİ tektir.. Bilmeden Allah'ı sevmektir ÂŞIK olmak, işte budur aşka mecaz katmak. O zatını, Kulunun suretinde gizler görünmez, ama O kulunu görür.. O bilir, O çok sevdiği kulunun kendisini aradığını, Bir gün mutlaka kendine âşık olacağını da bilir. Bu aşkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır. İbrahim Ethem'i atlas yorganından çıkartır. Bişr-i Hafî'ye bütün varlığını tükettirir. Niyazi-i Mısri'ye mum yaptırıp sattırır. Ferhat'a dağları deldirir, aşığa acı çektirir. ÂŞIK sadece sever, O sevdiği ile birlikte olmayı sever, o sevmeyi sever ve "Seni seviyorum" demeyi sever. Âşık, ÂŞKA âşıktır, ÂŞIK aslında SANA ÂŞIKtır... Tek "Seni seviyorum" "Seni seviyorum" demeyi seviyorum.. Güzin Osmancık Hammadesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde,'bundan ne güzel müslüman olur' demeli ve tüm yüreğinle hidayeti için dua etmelisin... ![]() çok değerli gönül dostlarım konuk defterimiz bir süre kapalı olacak,blog yazılarını ve listeleri okumak adına hemde o güzelim yazıların kıymetinin anlaşılması istifade edilmesi adına bir süre kapalı kalması daha iyi olur kanaatindeyim.ve yorum eklemek sadece konuk defterine eklemekle de sınırlı değil,blog yazılarını okuyup onlar hakkında ekleyeceğiniz bir iki satır yazı bile o resimli yorumlardan çok daha makbuldür...ve dostlar her zaman aklınızda bulunsun dünya ahirzamanı yaşıyor siz siz olun bencilleşmeyin ne yaparsanız beklentisiz yapmaya Allah rızası için yapmaya gayret edin ve ahdinize ahidlerinize vefa edin...hoşça bakın zatlarınıza baki selamlar sevgiler dua ile...aciz ahmed Rabbimiz buyuruyor: "Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat Suresi, 6)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|