ahmed's profileahmeds...Güzellikler Rab...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir..."Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
hatemül enbiya&alemlere rahmet...
İslamiyet hakkında ingilizce liste...
|
Public folders ![]() antik hasankeyf batman_.beyazsu mardin_.veysel karani_.Tillo__
![]() dua,secde,namaz ve acziyetle Rabbi Rahime yakaran resimler__
![]() dünyanın asıl yedi harikası ve diğerleri__
![]() Esmadan_.sevgiliden__
![]() gül kokulu levhalar__
![]() hayvanlar aleminden kareler__
![]() ordan,burdan,her daldan__
![]() paylaşmak güzeldir
![]() sason ve hayatın içinden kareler
![]() slayt
![]() sosyal sorumluluk ve çevre...çölleşme...kuraklık...küresel ısınma...
![]() Şükür büyük nimet_.Nimete şükür gerek_.ve hayattan bir kaç kare__
![]() tefekkür manzaraları__
![]() uzakdoğu seyahatimizden_.Bangkok,Pattaya ve Singapur__
![]() yurdum cennet, biz zerre__
![]() zamanın donar gibi olduğu anlar__
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
June 28 ...Ve sen..Ellerimden tutsan….Yeniden “sabret” desen ve sabredecek kadar sadrıma huzur versen…
June 20 ...Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitmeyeni gör, batmayanı gör… Gitmeyeni, geçmeyeni ebediyen ölmeyeni, sönmeyeni bil ve bildir....
Bir düşün… Çok değil sadece birkaç dakika… Şöyle sıyrıl şu günlük ve gündelik işlerden, şu gölgeler ve sahteler dünyasından. Sonra düşün bir an… Adam gibi düşün, ama ‘düşünen adam’ gibi değil. İnsanca, mü’mince düşün… Şimdi seni sevenler var ya… Şu seni seviyorum diyenler… Rüzgâr gibi peşinden koşturanlar var ya… Onlar neredeydi bir zamanlar? Bir düşün… Onlar seni, ancak sen var olduktan, yani sen yaratıldıktan sonra bildiler ve çok sonra sevdiler. Öyle değil mi? Seni seviyorum diyenler için; önce senin ve sonra da sevgi denen şeyin var olması gerekliydi. Öyle değil mi? Eğer sen olmasaydın ve yaratılmasaydın kim bilecekti seni? Kim haberdar olacaktı senden? Nasıl sevebilir, nasıl “Seni seviyorum” diyebilirdi, şimdi çevrende dönüp duran insanlar. Seni, yani henüz olmayanı, yok olanı kim bilebilir, kim sevebilirdi ki? Hatırlamaya çalış! Sınırlı da olsa, hayal ve hafızanın izini sür. Seni götürebildiği yere kadar git. Hatırlamaya çalış! Bir yerde durman gerekir ama işte tam orada dur: Sen yoktun, dünya da yoktu, hiçbir şey yoktu bir zamanlar. Ama her şeyi bir Bilen, seni bir Bilen vardı. O bir olan Allah’tı (cc). Ve sadece O vardı. O en sevgili, O en şefkatli ve O en merhametli Rabbin vardı. O’ndan başka hiçbir şey yoktu. İşte O bütün Âlemlerin Rabbi’dir. Kur’ân bize O’nu şöyle tanıtır: “O, göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbi’dir.” (Şuarâ Sûresi, 24) O’nun rahmeti ve sevgisi her şeyin önündedir ve üstündedir. Evet, seni sevenler de yoktu bir zamanlar. Ne annen, ne baban ve ne de en yakınların. Hiçbir şey yoktu. Ve sen bu uzun yolculuğun hiçbirinin farkında bile değilken, sadece Rabbin için yok, yoktu. Dilediği vakit, saat geldiğinde seni yokluktan varlığa, karanlıktan aydınlığa çıkardı. Rabbin seni, sen yokken de biliyordu ve O’nun sonsuz ilminde hep vardın. Seni sen yokken sadece O biliyor, O seviyordu. Ve sevdiği için de seni var etti. O’nu bilmen ve O’nu tanıyıp sevmen için seni bu dünyaya gönderdi. Başkaları seni var olduğun için sevdiler. Anlayacağın onlar seni şartlı sevdiler. Oysa Yüce Rabbin seni şartsız sevdi. Hatta seni sevmesi için var olman bile gerekmezdi. O seni yaratınca bilmedi. Yaratmadan önce de biliyordu. O sonsuz ilmiyle ve sonsuz kudretiyle seni yaratmayı diledi ve var etti. Unutma, sen O’nun, o sonsuz ilminde hep vardın… Seni yaratmakla, kendini sana bildirdi, seni senden ve kendi varlığından haberdar etti. Bu müthiş ânı kaçırma hayatından. Çıkarma hiç aklından. Hatırla zaman zaman. Hatırla ki, yanlışlara düşmekten ve korkulara kapılmaktan kurtulasın. Seni O’ndan başka hiç kimse böyle güzel sevmedi; sevemez de. Sevemezdi de, sevemeyecek de. O’nun sevgisi hep en başta ve hep en önde… Sevenler, “Seni seviyorum” diyenler, hepsi bir bir çekip gidecekler bir gün. Sadece O’nun sevgisi kalacak seninle… Onun için dinleme içi boş sözleri, gerçek sevgiden nasipsizleri dinleme. Dinleme o palavra şarkıları, o bomboş lâfları. Dinleme... “Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar” diyenlere. Sen, “Sevemez kimse beni, Rabbimin sevdiği kadar” de… Gerçek sevginin yolunu bil ve bul. Bulamayanlara da göster. Ben bir aynayım. “Aynayı değil, siz aynadaki görüntünün, o tecellînin, o bir anlık cilvenin kaynağını sevin asıl,” de ve doğru adresi göster onlara… Bir ayna tut yüzlerine. Bir ışık ol karanlık bakışlara, sevgide adresi şaşırmışlara. Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitmeyeni gör, batmayanı gör… Gitmeyeni, geçmeyeni ebediyen ölmeyeni, sönmeyeni bil ve bildir. Kim sevebilir seni O’ndan başka, kim bilebilir seni O’ndan başka. Gerçek sevginin yolunu kaybedenlere, ışık parmağınla doğru adresi göster: Ve konuş: Parmağım güneşi gösterirken, parmağıma değil, güneşe bakın. Bana takılmayın. Yanılmayın, bir zerrede, bir tecellîde boğulup aldanmayın. Bu makamda söz senin; konuş, sözün yettiği kadar. Konuş konuşabildiğin kadar. Melekler bile bu şahitliğine hayran kalsınlar. Ve de ki; “Sevemez kimse beni ‘Senin’ sevdiğin kadar Allah’ım!” Sevemezler, sevseler de yalan severler. Yok öyle kimseler. Sende seni sevenler, hakikati halde seni değil kendilerini seviyorlar. Aldanma, inanma, yanma. Bir tek senin sevgindir bu dünyada gerçek olan Canım Allah’ım. Bir tek Senin sevgin… O sevginin bir katresi, bir zerresi bile yeter bize… Bunu da anlamayanlara “Sözler”i aç, nurlardan şu cümleyi oku: “…Her bir isminde mânevî çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbub-u Ezelinin, elbette bir zerre muhabbeti, kâinata bedel olabilir. Kâinat, O’nun bir cüz’î tecelli-i muhabbetine bedel olamaz.”
(Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 24. söz) http://www.yeniasya.com.tr Selim GÜNDÜZALP
June 14 ...Ve zaman geldi canan için canı hiçe saydılar; aşkın kutsal alevlerine pervasız daldılar ve tertemiz ruhlarını rahmet meleklerinin avuçlarında Sevgili’ye sundular...Cevheri közdür aşkın
Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak; bu derya ateş ummanıdır bilesin ey nefis!
Gafletin koynunda har vurup harman savurmak da neymiş? Çile kazanlarında yanmaya geldik. Gâh mecnun gibi çöller olur vatanımız, sürgünlerden sürgünlere… Gâh Yunus gibi hicret olur kârımız ilden ile… Gâh kuytu bir mağaradır mekânımız, inziva inziva ağırlar bizi… Belki bir kara zindandır uğruna Sevgili'nin, yıllarca katlandığımız. Kim bilir, belki boylu boyunca bir şehadettir aşk maratonunda mükâfatımız. Düşün ey nefis! Sen yoktun; adın sanın yoktu; varlık dahi yoktu. Sonra ALLAH (cc) varlığı yarattı ve aşkı nakşetti varlığa. Varlık ceset oldu; aşk ise o cesedin ruhu… Ve sonra Âdem(as)'i yarattı; ruh ile ceset destanını okusun diye… O da isim isim okudu aşkı; tüm melekler aşka gelip secdeye dursun diye. Hani ya işte, yazgımız aşktır bizim Âdem(as)'den bu yana. Hz. Vedud(cc)'un kendi kudret eliyle yarattığı Âdem(as)'in çocuklarıyız biz. O'nun için mayamız aşktır bizim; mazimiz aşktır, istikbalimiz aşk; feryadımız aşktır, suskunluğumuz aşk; seyr-u seferimiz aşktır, pervane pervane dönüşümüz aşk; bizi yataklara düşüren yaramız aşktır, her derdin dermanı merhemimiz aşk. Ve işte tüm sözümüz aşktır, baştan sona yazımız aşk. Aşk demek sevgili demektir. Aşk meydanında zafer kazanmak demek sevgiliyi kendine razı etmek demektir. Ama bu meydan er meydanıdır ey nefis! Uyuklayarak ayakta kalamazsın bu meydanın handikaplarında. Çünkü en amansız düşmanlar seni tarumar etmek için diş bilemektedirler bu meydanın köşe-bucaklarında. Sen bu meydana atılalı, aşkını ispat ile mükellef kılındın ey nefis! Sevgili'ye olan sadakatini göstermek boynunun borcudur bilesin! Biz biliriz ki bu imtihan dünyasında aşk, bela demektir aslında. Azgın dalgaları arasında boğuştuğumuz deniz, bela denizidir aşk yolculuğunda. Âşık, kendini İbrahimi ateşlerin, Yusufi zindanların, Eyyubi belaların ortasında bulur. Sonra bütün yolları cennetle kesişen Hüseyni bir sülûk tutar aşığı, sevgili uğruna. Sevgilin aşk sarayına konuk olmak öyle kolay değildir ey nefis! Evlad u iyalden geçmelisin bu uğurda… Mal-u mülkten geçmelisin, hanumandan geçmeli ve daha kendi varlığından geçmeli, öyle varmalısın Sevgili'nin dergâhına. Sevgili'nin dışında bir şeye bağlanırsan eğer; kalbin masivaya meylederse ey nefis! O zaman ruhunu da bedenini de yakar Nemrudi ateşler. Ama aşk yeminine sadık kalırsan, İbrahimi cennetlerde rahmet rüzgârları okşar, ruhunu da bedenini de Sevgili'nin yanı başında. Ezeli aşka tutulmanın bedelini oku, âşıkların bin bir türlü belaya düçar olmuş alın kırışıklıklarında… ![]() ![]() Yangına düşmüş kelebekler gibi çırpınışlarını seyredersin cezbe dolu çilehanelerde. Zaten aşk ateştir ve âşık da o ateşe koşan kelebek. Cevheri közdür aşkın; içine düşeni yaktıkça yakar; ama bu yakma ona zarar vermez. Aksine madeni yakan ateş gibi yaktıkça arındırır, saflaştırır. Onun için safidir âşık; yani arıdır, durudur. Çünkü kor alevde yanmış ve bütün kirlerinden arınıp saflaşmıştır. İşte aşkın piri Mevlana'dan aşkın esrarını çözen marifet desturu: "Bütün ömrüm şu üç söz; hamdım, piştim, yandım." Ve yangınında aşkın bir ömür boyu yananlar bela, dert ve çileyi bir ab-ı hayat gibi yudumladılar. Zaman geldi, günlerce aç kalmayı en mükellef leziz sofralar gibi zevkle karşıladılar. Zaman geldi, şa'şaalı sarayları yalın ayak terk edip çöllere düştüler sevgili uğruna. Zaman geldi aşk kervanının mestane yolcuları dünyada kendilerine verilen ev-bar, mal, çocuk, vatan ne varsa her şeyi sevgili uğruna terk edip kendilerini aşk nehrinin akıntısına bıraktılar. Ve zaman geldi canan için canı hiçe saydılar; aşkın kutsal alevlerine pervasız daldılar ve tertemiz ruhlarını rahmet meleklerinin avuçlarında Sevgili'ye sundular. Aşkın dünya serüveni budur ey nefis! Her zaman gerçek âşıklar, imtihan dünyasını aşkın doruğuna ulaşmak için ve zamanın büyük bir bölümünde de uzlethaneleri, zindanları, sürgünleri, hicretleri yalınayak, bağrı açık ve yanık; ama şen ve şadan bir eda ile karşılamışlardır. Çünkü âşık, sevgilinin yangınını da bengisu asudeliğiyle karşılar ve bilir ki cevheri közdür aşkın… NURULLAH GÜLSEVER ![]() June 09 ...Her sabah kalkıldığında yeniden diriliş hatırlanmıyor, her gecenin hayatı örttüğü düşünülmüyor…Kelebekler kalplere tefekkürle konmuyor… Güllerin gösterdiği güzelliği görmüyor gözler, bülbülün güller adına tesbihatını duymuyor kulaklar…Solgun sokaklar![]() ![]() ÖLÜMSÜZ SOKAKLAR sefahat solukluyor. Yüzünü yaza dönen günlerde bedenler hayasızlığı haykırıyor… Elbiseler renkli ve parlak fakat suratlar solgun ve mutsuz…Yaralardan ağlayan yüreklerin yansıması yüzler, huzursuz gülüyor… Haz hoyratçılığı güzelliği,zarafeti, inceliği eritiyor. Halbuki haya, hayatın elbisesi, örtüsü…Sadece beze bezenmek değil, duyguları kılıflamak, haddi tayin etmektir tesettür… Ölüm de hayatın siyahi örtüsü…Unutulmayan ölümle dizginlenir duygular… Nefeslerin sonunu gören nefis, perde olmaktan çekinir ve çekilir kalbin önünden. Sefahat şehirleri işgal ediyor, şehirler ölümsüzlüğe teslim… “Hikmetin başı Allah korkusu” bilen bir medeniyetin çocukları hayasız saldırılara maruz…İman hedef alınmış, ebediyet tehlikede…Değişen devirlerde, değerler devriliyor… Her sabah kalkıldığında yeniden diriliş hatırlanmıyor, her gecenin hayatı örttüğü düşünülmüyor…Kelebekler kalplere tefekkürle konmuyor… Güllerin gösterdiği güzelliği görmüyor gözler, bülbülün güller adına tesbihatını duymuyor kulaklar… Zihin kıvrımları tıkalı, tefekkür akmıyor…Tezekkür kanı dolaşmıyor bedende…Vicdanlar hapsedilmiş veya uyutulmuş…Sanki acizlik bitmiş, fakr yok olmuş, dertler devalara dönmüş, hastalıklar hapsolunmuş… Sanki ölüm öldürülmüş, kabir kapısı kapanmış…
![]()
Ölümün hatırlattığı hayatı düşünen hayatını heder eder mi? Zaman rüzgarlarının önünde onu çıplak bırakır mı? Elbisesini tefekkür ipliği ile diker, tezekkür düğmeleriyle düğmeler…Üşümez sefahat rüzgarlarında… Ölümle kefenlenecek hayatı, ölmeden önce edeple örter… Güllerin göz kırptığı, bülbüllerin şakıdığı mevsimde kör ve sağır olmak ne kadar da kalın bir gaflet örtüsü… Bülbülün kanatlarından kainata açılmak, yıldızların kokusunu duymak varken yerin sefahatinde hapsolmak, hayatın anlam örtüsünü açmamak demek. Her birimiz benliğimize ikna etmeli… Gitmek için geldiğimiz bu beldeye bağlılığımızı azaltmamızı gerektiğini, ukbaya hazırlığımıza hız vermemizi… İmanın ölüm zindeliği, tefekkür diriliği ile devam edeceğini… Bunları yaptığımızda imanın yarısı hayanın tamamlanacağını… Her günde, her anda bu hatırlatmaya ihtiyaç var. İhtiyaçlarımız erteleyemeyiz, biz ötelerin yolcusuyuz. Yol uzun, ömür kısa…Bizi ateşten koruyacak iman elbisesini sağlam dikmeliyiz. Kavurucu sefahat ateşinden kurtulmamız İbrahimi (a.s.) tefekkür ve tevekkülle mümkün… Sefih Nemrut ateşi İbrahim (a.s.)mesleğinden gidenleri yakmaz. Ateşe odun atanlardan olmak istemiyorsak, su taşıyan karıncalar gibi himmet adımlarla ilerlemeliyiz. Şehirler haya sütunları ile yeniden sağlam zemine oturtulmalı, bunu için de biz oturmamalıyız. Elbisemizin yırtıklarını ölüm tefekkürü ile dikip yeniden hücuma geçmeliyiz. Solan sokaklar güllerle gülecek, bülbüllerle bezenecek haya ile kaplanacaksa,sefahat seline dur diyebilecek ordulara ihtiyaç var. Biz ölümlülerin ölümsüz vazifesi bu… İbrahimi askerlerin silahını kuşanıp kıtalara kaplama vazifesi… Nurun narı söndürme mesleği…Sonluluğu sonsuzluğa dönüştürme meşrebi… Ölüm şerbetini içmeden kana kana içmemiz gereken ab-ı hayat iksiri… Susuzluktan solan suratlar ve sokakların bu iksire ihtiyacını bilerek yaşamak…Hayatın hayrı hayada olduğunu haykırmak… Hüseyin EREN
June 08 “Allah’ım, beni bana bırakma,Adını dilimden uzak tutma,”...ALLAH'IM BENİ BANA BIRAKMA!
Gün, nasıl başlarsa öyle gidermiş. Ruhumuzda uyuyan nice güzellikler gizli. Hepsi de uyandırılmayı bekliyor. Bunun için güneşin doğması, saatlerin çalması yetmiyor. Bu güzellikleri uyandırmaya, bazen hiçbir şey yetmiyor. Şükür ki, yarınlara dair emellerimiz yine de bitmiyor, tükenmiyor. Onlar da olmasa ne yapardık, nasıl yaşardık? Allah’tan ki, bu ümit bazen bir söz, bazen de bir dua olup, içimize akıyor, ruhumuzu uyandırıyor. O anlardan birini bugün yaşadım. “Allah’ım, beni bana bırakma
Adını dilimden uzak tutma,” Diye diye, güne Allah ile, bu dualı sözle başladım. İçimin güneşi doğmuştu artık. Açıldıkça açıldı, ruhu kat kat saran perdeler. Ve ardından Hira’nın sorusu geldi: “Ömür nedir?” diye soruyordu. “Ömür, bu gündür,” dedim. Hira, bu defa, “gün nedir?” dedi. “Gün mü” dedim, “o, upuzun bir ömürdür.” “Bir cümleyle açar mısın?” dedi. “Bir cümleyle,” dedim, “bir gün, Allah için yaşanmışsa eğer, işte o gün, Allah için yaşanmamış bir ömürden bile daha uzundur, daha değerlidir.” Hz. Ali’nin sözünü hatırlamanın tam sırası: “Bir insanın öldükten sonra cennete girmesine hayret etmem. Benim asıl hayret ettiğim şey; o insanın dünyadayken de cennet gibi bir hayat yaşamasıdır.” Büyük insanın işaret ettiği şey, son derece yüksek bir iman nimetine erişmek olsa gerek. Çünkü, hidayet ruhun cennetidir. Rabbim, hepimize bu güzel iman yolunu ve nimetini nasip eylesin... Bediüzzaman’ın Mesnevi’sinde geçen bir cümle yıllardır aklımdan çıkmaz: “Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok harika hakikatler gizleniyor.” Yahya Kemal de aynı dertten mustarip; “ülfet belâlı şey,” diyor şairimiz. Hem de ne belâ... Dünyada da, ahirette de baş belâsı, püsküllü belâ...
ALIŞTIĞIMIZ bir şey olunca yaşamak, hayat denen o büyük mucize, basitleşiyor âdeta. Bir sabun köpüğü gibi sönüyor, elimizden kayıp gidiyor. Nasıl bir şefkatle ve merhametle beslenip büyütüldüğümüz unutulunca böyle oluyor. En büyük nimet bile küçülüyor. Allah akla gelmeyince, her şey O’nun bize bir nimeti, bir ikramıdır diye bakılmayınca, sıradanlaşıyor ne varsa. Bir değil, milyar değil, 100 trilyon hücreden ibaret olan insan vücudundaki, o ilâhi sistemi bir düşünelim. Sadece tek bir insanın vücudunda yürütülen bu faaliyetler bile, akılları durduracak kadar harika değil midir? Yüz trilyon hücremizin diliyle Rabbimize hamd ederiz... Evet, hayatı bu kadar hikmetli ve harika bir şekilde yaratan Allah (c.c.), bu hayatın her ânı için her şeyden evvel ismiyle, sıfatıyla anılmaya lâyıktır. Rahmetli Cahit Zarifoğlu bir şiirinde bunu ne güzel ifade eder: “Önce besmele, / en güzel kelime. / Allah’ım, / yol boyunca / bırakma elimi / düşerim sonra. / Allah’ım, / niçin halkettinse beni / kalbime söyle iyice / engellerden arınsın yolum. / Allah’ım, / nasıl pırıl pırılsa / güzelse sevdiğin kulların / öyle güzel kıl beni. / Allah’ım, / O güzeller güzeli / hangi iyilik diledi senden / dilerim ben de öylelerini. / Allah’ım, / Peygamber Efendimiz (s.a.v.) / hangi şerlerden sığındıysa sana / upuzak tut benden de onları. / Allah’ım, / yol boyunca / tarih boyunca / başıboş bırakma bizi.”
EĞER bu ince mânâları ve besmelenin esrarını Bediüzzaman’ın eserinden ve özellikle ‘Birinci Söz’den öğrenmese, okumasa ve görmese idik, gerçekten de işte o zaman cahil kalacaktık; gerinin de gerisinde işte o zaman olacaktık. Şükür ki, Rabbimizi bildik, tanıdık ve sevdik. Böyle bir Allah’ın adını anmayı şeref bildik, nimet bildik. Sonsuza kadar Rabbimin her nimeti için elhamdülillah... Hz. Peygamberin (s.a.v.) her daim, “Hayretimi artır, Yârabbi!” duasına bütün hücre ve zerrelerimle “âmin” diyorum. Allah’ım, hayretimizle beraber imanımızı da artır. Âmin. İMANIN önemine işaret eden tarihî bir öykü ile yazımıza devam edelim: Fatih Sultan Mehmet, bir gün Kur'an okurken şu âyetin mânâsına takılmış: “Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman(da sebat) edin!” (Nisa,136) Fatih: “Âyet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi acaba neden?”diye düşünmüş. Alimlerle sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış. “Ne düşünüyorsunuz?” diye sırmuş. Âlimlerin arasından Akşemseddin, “Sultanım,” demiş. “Dışardan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.” Dışarıdan o sırada mehteranın kös sesleri geliyormuş. Fatih, “Efendim, biraz açar mısınız?” demiş. Bunun üzerine Akşemseddin şöyle izah etmiş: “Sultanım, mehteranın davullarından ‘düm, düm’ sesleri geliyor. ‘Düm’ kelimesi sizin de bildiğiniz gibi Arapça’da ‘devam et’ anlamına geliyor. Âyetin de mânâsı bu olsa gerektir. Bu âyet, ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere, Kitaba olan imanınızda her daim devam edin!’ mesajı vermektedir.” İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir. Elbise gibi, imanı da yenilemek gerekir. Öte yandan, âyetin yorumunda şöyle bir incelik de düşünülebilir: “Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz. ‘Allah’a inandım’ diyor, ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor, ama onun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor, ama Kitaba göre yaşamıyorsanız, gelin imanınızı kontrol edin. Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman, O’na itaati gerektirir. Peygambere iman, O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir. Kitaba iman, Kitaba göre bir hayatı netice vermelidir.” Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde, odun ve kömür telâşına başlarlar. Çünkü sıcak günlerden sonra, soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar. Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar. Orada işine yarayacak şeylerle ömrünü değerlendirir. Demek ki, gerçek anlamda iman etmek ayrı bir olay, kendini “iman etti zannetmek” daha ayrı bir olaydır.
ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin. Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin. Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin. Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir. Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır. Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur. Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!.. Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir. İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla. Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan... Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz. Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur! Senden başka ilâh yoktur. Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim. Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine. “Allah’ım, beni bana bırakma Adını dilimden uzak tutma,” Selim GÜNDÜZALP Hammadesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde,'bundan ne güzel müslüman olur' demeli ve tüm yüreğinle hidayeti için dua etmelisin... çok değerli gönül dostlarım konuk defterimiz bir süre kapalı olacak,blog yazılarını ve listeleri okumak adına hemde o güzelim yazıların kıymetinin anlaşılması istifade edilmesi adına bir süre kapalı kalması daha iyi olur kanaatindeyim.ve yorum eklemek sadece konuk defterine eklemekle de sınırlı değil,blog yazılarını okuyup onlar hakkında ekleyeceğiniz bir iki satır yazı bile o resimli yorumlardan çok daha makbuldür...ve dostlar her zaman aklınızda bulunsun dünya ahirzamanı yaşıyor siz siz olun bencilleşmeyin ne yaparsanız beklentisiz yapmaya Allah rızası için yapmaya gayret edin ve ahdinize ahidlerinize vefa edin...hoşça bakın zatlarınıza baki selamlar sevgiler dua ile...aciz ahmed blog sayfamıza bekliyoruz inşallah...bloga giriş için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz... Rabbimiz buyuruyor: Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6) sevgili gönül dostlarım 2007 Eylül'de mütevazi bir şekilde başlamış olduğumuz kişisel space sayfamız yine aynı şekilde yoluna devam edip bugün yani 2009 yılı 3 mayıs itibari ile yüzbin ziyaretçiyi aşmış bulunmaktadır.maşallah barekallah.bu süreçte destekleri ile her zaman manen yanımızda olan tüm gönül dostlarına teşekkür ediyoruz.Rabbim iki cihanda da gönlü pak alnı ak olanlardan eylesin.Gayemiz hep Rabbimizin rızası için hayata dair bir nebze de olsa güzellikler sunmak oldu ve bu gayemiz aynı istikamette devam edecek inşallah Rabbim izin verdiği nasip ettiği sürece devam edeceğiz imkanlar ölçüsünde...daim dua ile hayırla kalın....aciz ahmed Sayfanın toplam görüntülenme sayısı: 100081 Sayfanın bugün görüntülenme sayısı: 24 Sayfanın bu hafta görüntülenme sayısı: 24
Sayfanın son bir saat içinde görüntülenme sayısı: 1
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|